
14 Eylül 2009 Pazartesi
DKNY Sonbahar Kış 2009/2010 New York Moda Haftası

Etiketler:
defile,
sonbaharda da kış koleksiyonu,
trend,
Yaz 2009 koleksiyonu
10 Eylül 2009 Perşembe
Haftada 8 kilo verilebilir mi?
![]() |
Yardımcı ürünlerle hızlı bir şekilde zayıflamak isterken sağlığınızdan olmayın
Gazi Üniversitesi (GÜ) Medikal Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çimen Karasu, piyasada "1 günde 5 kilo, 1 haftada 8-10 kilo verin" gibi tanıtımlarla çeşitli bitkisel ürünler satıldığını belirterek, "Böyle bir sağlık yaklaşımı insanı ölüme bile götürebilir" dedi.
Karasu, aktarlarda ve internet aracılığıyla 'şifa' niyetine satılan içeriği bilinmeyen ürünlerin kullanılmamasını önerdi.
Çimen Karasu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kilo vermeyi sağladığı veya çeşitli hastalıkların tedavisinde etkili olduğu iddia edilen ilaç olmayan yeni ürünlerin özellikle yaz mevsiminde piyasaya çıktığını söyledi.
"Şifalı otların" yüz yıllardır tedavi amaçlı kullanıldığına işaret eden Karasu, ancak aktarlarda satılan bitkisel formüllerle ilaçlarda olduğu gibi dozaj ayarlaması yapılamayacağını kaydetti. Bu ürünlerin kullanımının kişiye göre
değiştiğini ifade eden Karasu, "Örneğin, '3 kaşık şundan, bir tutam bundan, yaklaşık 1 bardak su, kaynat, soğut iç' deniliyor. Burada elde edilen kaynamış sudaki etkili maddenin doz ayarını yapmak mümkün değil, kaldı ki her mevsimde bitkideki etkili maddenin miktarı farklıdır. Herkesin alacağı bir tutam, kaynatacağı süre birbirinden farklıdır. Her hazırlayışta etkili madde konsantrasyonu farklı olur, az veya çok olur" diye konuştu.
İlaçların standart miktarda etkili madde içerdiğini, belli bir endikasyon ve hastalık durumunu tedavi için ruhsat aldığını anlatan Karasu, aktarlardan alınan saf drog (etkili maddeyi içeren bitki organı, kök, yaprak, meyve vb.) ve
Tarım ve Köyişleri Bakanlığından ruhsatlı, ambalajlanmış bazı bitkisel ürünler ile doz ayarlamasının mümkün olmadığını belirtti. Piyasada, "diyet bütünleyici, takviye" denilerek bazı ürünler satıldığını anlatan Karasu, şöyle konuştu: "Piyasada değişik isimler altında '1 günde 5 kilo, 1 haftada 8-10 kilo verin' gibi tanıtımlarla çeşitli ürünler satılıyor. Böyle bir sağlık yaklaşımı insanı ölüme bile götürebilir. İçeriği bilinmeyen bu ürünlerin kullanılması
halinde öngöremediğimiz toksik etkileşimler olabilir. Bilimsel literatürde adı bile olmayan bu ürünlerin sürekli ve kontrolsüz kullanımı halinde vücudun elektrolit dengesi bozulabilir, kalp ritmi ve kan basıncı değişebilir, vücudun
metabolizması bozulabilir. Örneğin barsak hareketliliğini artırıcı bitkilerin sürekli kullanımı, bağırsak tembelliği, ağrılı ishal gibi sonuçlara yol açabilir."
-"HANGİ OKULDAN DİPLOMA ALDILAR?"-
Özellikle internetten verilen siparişlerde, genellikle sadece telefon numarası ve e-mail adresi bulunduğunu kaydeden Karasu, "Kim, neyi, hangi bakanlığın onayı ile satıyor? Bu tür ürünlerin içeriğinde efedrin, fenfluramin ve benzeri iştah kesiciler olabiliyor. Efedrin ve benzeri fenil-etil amin türevleri, doz aşımında kalp-damar ve sinir sistemlerine toksik etkileri olan maddeler" dedi.
Bir ilaç için bazen yıllarca süren çalışmalar yapıldığına dikkati çeken Karasu, bu tür ürünler için ne gibi çalışmalar ve klinik deneylerin yapıldığının sorgulanması gerektiğini kaydetti.
Çimen Karasu, bazen birkaç ürünün bir arada kullanıldığını, aynı etken maddenin iki üründe de bulunması durumunda doz aşımından kaynaklanan istenmeyen sonuçların ortaya çıkabileceğini dile getirdi.
Bazı kişilerin "herbalistim" diyerek çeşitli reçeteler hazırladığını da aktaran Karasu, "Bu kişilere bu unvanı kim verdi, hangi okuldan diploma aldılar? Herkes kendini herbalist ilan etti. Bu işin uzmanları farmakologlar" diye
konuştu.
Karasu, bitkisel, doğal ürün diye satılan bazı zayıflatıcı ilaçların barsak tembelliği yaptığını ve literatürde, tümör ilerletici, olarak barsak kanserlerine bile yol açabildiğini kaydetti.
-İDRAR SÖKTÜRÜCÜ BİTKİLER-
İdrar söktürücü bitkilerin sinirlilik, kas krampları, tansiyon dengesizliği, karaciğer yetmezliği gibi sonuçlara yol açabileceğine işaret eden Karasu, özellikle kalp hastaları, böbrek ve tansiyon hastaları ve gençlerde bu
ürünlerin kullanılmaması gerektiğini söyledi. Karasu, "Eğer kişi mevcut hastalığı için hekim kontrolünde belli ilaçları alıyorsa, dost tavsiyesi ile ilave olarak bitkisel idrar söktürücü kullanmamalıdır" dedi.
Prof. Dr. Çimen Karasu, içerisinde "psödoefedrin" ve "fenilpropanolamin" olan bazı bitkilerin kalp ve damarlar üzerinde ciddi etkilerinin olabileceğini, aşırı tüketiminin özellikle kilolu kişilerde direkt kalp üzerinde ciddi istenmeyen etkiler oluşturabileceğini sözlerine ekledi.
Gazi Üniversitesi (GÜ) Medikal Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çimen Karasu, piyasada "1 günde 5 kilo, 1 haftada 8-10 kilo verin" gibi tanıtımlarla çeşitli bitkisel ürünler satıldığını belirterek, "Böyle bir sağlık yaklaşımı insanı ölüme bile götürebilir" dedi.
Karasu, aktarlarda ve internet aracılığıyla 'şifa' niyetine satılan içeriği bilinmeyen ürünlerin kullanılmamasını önerdi.
Çimen Karasu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kilo vermeyi sağladığı veya çeşitli hastalıkların tedavisinde etkili olduğu iddia edilen ilaç olmayan yeni ürünlerin özellikle yaz mevsiminde piyasaya çıktığını söyledi.
"Şifalı otların" yüz yıllardır tedavi amaçlı kullanıldığına işaret eden Karasu, ancak aktarlarda satılan bitkisel formüllerle ilaçlarda olduğu gibi dozaj ayarlaması yapılamayacağını kaydetti. Bu ürünlerin kullanımının kişiye göre
değiştiğini ifade eden Karasu, "Örneğin, '3 kaşık şundan, bir tutam bundan, yaklaşık 1 bardak su, kaynat, soğut iç' deniliyor. Burada elde edilen kaynamış sudaki etkili maddenin doz ayarını yapmak mümkün değil, kaldı ki her mevsimde bitkideki etkili maddenin miktarı farklıdır. Herkesin alacağı bir tutam, kaynatacağı süre birbirinden farklıdır. Her hazırlayışta etkili madde konsantrasyonu farklı olur, az veya çok olur" diye konuştu.
İlaçların standart miktarda etkili madde içerdiğini, belli bir endikasyon ve hastalık durumunu tedavi için ruhsat aldığını anlatan Karasu, aktarlardan alınan saf drog (etkili maddeyi içeren bitki organı, kök, yaprak, meyve vb.) ve
Tarım ve Köyişleri Bakanlığından ruhsatlı, ambalajlanmış bazı bitkisel ürünler ile doz ayarlamasının mümkün olmadığını belirtti. Piyasada, "diyet bütünleyici, takviye" denilerek bazı ürünler satıldığını anlatan Karasu, şöyle konuştu: "Piyasada değişik isimler altında '1 günde 5 kilo, 1 haftada 8-10 kilo verin' gibi tanıtımlarla çeşitli ürünler satılıyor. Böyle bir sağlık yaklaşımı insanı ölüme bile götürebilir. İçeriği bilinmeyen bu ürünlerin kullanılması
halinde öngöremediğimiz toksik etkileşimler olabilir. Bilimsel literatürde adı bile olmayan bu ürünlerin sürekli ve kontrolsüz kullanımı halinde vücudun elektrolit dengesi bozulabilir, kalp ritmi ve kan basıncı değişebilir, vücudun
metabolizması bozulabilir. Örneğin barsak hareketliliğini artırıcı bitkilerin sürekli kullanımı, bağırsak tembelliği, ağrılı ishal gibi sonuçlara yol açabilir."
-"HANGİ OKULDAN DİPLOMA ALDILAR?"-
Özellikle internetten verilen siparişlerde, genellikle sadece telefon numarası ve e-mail adresi bulunduğunu kaydeden Karasu, "Kim, neyi, hangi bakanlığın onayı ile satıyor? Bu tür ürünlerin içeriğinde efedrin, fenfluramin ve benzeri iştah kesiciler olabiliyor. Efedrin ve benzeri fenil-etil amin türevleri, doz aşımında kalp-damar ve sinir sistemlerine toksik etkileri olan maddeler" dedi.
Bir ilaç için bazen yıllarca süren çalışmalar yapıldığına dikkati çeken Karasu, bu tür ürünler için ne gibi çalışmalar ve klinik deneylerin yapıldığının sorgulanması gerektiğini kaydetti.
Çimen Karasu, bazen birkaç ürünün bir arada kullanıldığını, aynı etken maddenin iki üründe de bulunması durumunda doz aşımından kaynaklanan istenmeyen sonuçların ortaya çıkabileceğini dile getirdi.
Bazı kişilerin "herbalistim" diyerek çeşitli reçeteler hazırladığını da aktaran Karasu, "Bu kişilere bu unvanı kim verdi, hangi okuldan diploma aldılar? Herkes kendini herbalist ilan etti. Bu işin uzmanları farmakologlar" diye
konuştu.
Karasu, bitkisel, doğal ürün diye satılan bazı zayıflatıcı ilaçların barsak tembelliği yaptığını ve literatürde, tümör ilerletici, olarak barsak kanserlerine bile yol açabildiğini kaydetti.
-İDRAR SÖKTÜRÜCÜ BİTKİLER-
İdrar söktürücü bitkilerin sinirlilik, kas krampları, tansiyon dengesizliği, karaciğer yetmezliği gibi sonuçlara yol açabileceğine işaret eden Karasu, özellikle kalp hastaları, böbrek ve tansiyon hastaları ve gençlerde bu
ürünlerin kullanılmaması gerektiğini söyledi. Karasu, "Eğer kişi mevcut hastalığı için hekim kontrolünde belli ilaçları alıyorsa, dost tavsiyesi ile ilave olarak bitkisel idrar söktürücü kullanmamalıdır" dedi.
Prof. Dr. Çimen Karasu, içerisinde "psödoefedrin" ve "fenilpropanolamin" olan bazı bitkilerin kalp ve damarlar üzerinde ciddi etkilerinin olabileceğini, aşırı tüketiminin özellikle kilolu kişilerde direkt kalp üzerinde ciddi istenmeyen etkiler oluşturabileceğini sözlerine ekledi.
Cinsel isteksizliğin nedeni
![]() |
Cinsel yaşamınız ilk günlerdeki heyecana hasret kaldıysa yatağınızdaki düşmanları tanımıyorsunuz demektir. İyi bir cinsel yaşam istiyorsanız düşmanı yakından tanımalı ve yatakta önleminizi almalısınız.
Stres
Stres altında yaşamaya alışkın biri olabilirsiniz. Hatta stresle baş etmeyi öğrendiğinizi de düşünebilirsiniz. Fakat yatakta aynı oranda başarılı olamazsınız. İş stresi, maddi konular libidoyu etkiler, cinsel arzular siz farkında olmadan azalmaya başlar. Böyle bir durumla karşı karşıya olduğunuzda stresinizle baş etmenin yollarını öğrenmeli, gerekirse bir uzmandan yardım almalı ve stresi mümkün olduğunca ilişkinizden uzak tutmaya çalışmalısınız.
İlişki problemleri
Cinsel yaşamdaki sorunların altında ilişki problemleri yatar. Özellikle kadınlar eşleriyle yaşadıkları sorunları yatağa girer girmez unutamazlar. Bu da cinsel mutluluğa engel olur. Yataktaki bu problemi aşmak için aranızdaki sorunları halletmeden yatağa girmemeye çalışmalısınız.
Uykusuzluk
Eğer cinsel yaşamınız eskisi gibi değilse sebeplerden biri de az uyku olabilir. Sabah erken kalkıyor ve akşamları da geç yatıyorsanız arzulu bir cinsel yaşamınızın olmaması gayet normaldir. Az uyku yorgunluğu beraberinde getirirken yataktaki heyecanı da alıp götürür.
Anne ve baba olmak
Bir bebek sahibi olmak dünyanın en güzel olaylarından biridir. Fakat ilk zamanlar çiftler, bebek ağlayacak korkusuyla birlikte olmaktan çekinirler. Oysa günün belirli saatlerini birbirinize ayırmalısınız ve örneğin; bebeğinizin derin bir uykudayken birlikte olmayı denemelisiniz.
İlaç tedavisi
Bazı medikal tedavilerin libido üzerinde etkisi vardır. Bunlar arasında çoğunlukla antidepresanlar, kemoterapi, tansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları bulunur. Böyle bir durumda doktorunuzla konuşarak size başka bir ilaç tedavisi vermesini isteyebilirsiniz.
Vücudunuz
Aldığınız fazla kilolar ya da vücudunuzdaki bazı değişimler yatakta kendinizi rahat hissetmemenize neden olur. Bu da cinsel yaşamda mutsuzluğu beraberinde getirir. Yapılan araştırmalar yatakta kendilerine güvenen ve kusurlarını kafasına takmayan çiftlerin çok daha mutlu bir cinsel yaşama sahip olduklarını ortaya koymuştur. Bu nedenle yatağa girdiğinizde eşinizin sizin kusurlarınızı göreceğini düşünmekten vazgeçmeli ve sizi ne kadar sevdiğini düşünmelisiniz.
Obezite
Çok kilolu olmak ya da obezite cinsel isteksizliğe ve yatakta performans düşüklüğüne neden olur. Bunun sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte güven eksikliği, sosyal kısıtlanma gibi sebepler ve psikolojik sorunlar buna neden olabilir.
Depresyon
Antidepresanlar gibi depresyon da cinsel isteksizliğe neden olur. Aynı zamanda eğer sebepsiz yere cinsel isteksizlik yaşadıysanız sebebi depresyon olabilir.
Menopoz
Menopoza giren birçok kadının sorunlarından biri de cinsel isteksizliktir. Çünkü menopoz döneminde kadınlar vajinal kuruluk ve acı gibi sorunlar yaşarlar. Bu da cinsel yaşamı isteksiz bir hale getirir. Böyle bir durumda bir uzmana danışarak yardım alabilir ve kullanılan ilaçlar değiştirilerek soruna çare bulunabilir.
Cinsel korkularınız mı var?
İlk gece yaşanan sorunlar konusunda çiftlere bazı tavsiyeler..
Denizli Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Öz, evlilikte cinsellikle ilgili korkular ve vajinismusun nedenlerinin çoğunlukla psikolojik olduğunu ve tedavi edilebileceğini söyledi.
Dr. Ahmet Öz, vajinismusu (kadınlarda ilişkiye girememe), fiziksel bir engel olmamasına karşın kadının korku, kaygı ve endişelerinden ötürü cinsel ilişkiye izin vermemesi olarak tanımladı. Birleşme sırasında kadının vücudunda istek dışı kasılmalar ve ağrı hissi oluşabileceğini belirten Dr. Öz, "Bu kasılmalar kadının kontrolü dışında oluşur. Vajinanın girişindeki kasların kasılmasının yanında vücutta bir kasılma, endişe ve panik hali olur. Kızlık zarının çok kalın olduğunu ve bu yüzden ilişkiye giremediklerini düşünen çiftler, cerrahi operasyonla buna çözüm arasalar da sorunun ortadan kalkmadığını görürler. Çiftler bu durumda iyice mutsuzluğa ve karamsarlığa kapılıp ilişkilerini yıpratmaya ve birbirlerini suçlamaya başlarlar. Ama esas olarak vajinismusun nedenleri çoğunlukla psikolojiktir ve tedavi edilebilir" dedi.
Bu sorunla karşılaşan çiftlerin bazen anestezi ile bayıltma yöntemine başvurdukları, vajina bölgesindeki kasların kasıldığı düşünülerek botoks uygulaması yapıldığı, ilaçla sakinleştirilmeye çalışıldığı, kas gevşetici ve alkol kullanıldığını, ancak bu uygulamaların yanlış olduğunu belirten Dr. Öz, "Çok kolay tedavi edilebilen bir sorun olan vajinismus bu tip yanlış bilgi ve denemelerle büyür" dedi. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Öz tedavi edilebilir bir durum olan vajinismusun çözümü ile ilgili de şunları söyledi: "Bu sorunu birçok çift yaşamaktadır. Burada problem olan şey, bu sıkıntıyı yaşayan kişinin, yalnızca kendisinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmamasıdır. Oysa ki bu problemle karşı karşıya olan kadın sayısı hem ülkemizde hem de yurt dışında oldukça fazladır. 5 ya da 10 yıl evli kalıp ilişkiye giremeyip boşanan insan sayısı da küçümsenmeyecek kadar çoktur. Nedeni ne olursa olsun eğer çiftler işbirliğine istekliyse vajinismus her zaman tedavi edilebilir. Önemli olan tedaviyi istemek ve uzman hekime başvurmaktır."
Denizli Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Öz, evlilikte cinsellikle ilgili korkular ve vajinismusun nedenlerinin çoğunlukla psikolojik olduğunu ve tedavi edilebileceğini söyledi.
Dr. Ahmet Öz, vajinismusu (kadınlarda ilişkiye girememe), fiziksel bir engel olmamasına karşın kadının korku, kaygı ve endişelerinden ötürü cinsel ilişkiye izin vermemesi olarak tanımladı. Birleşme sırasında kadının vücudunda istek dışı kasılmalar ve ağrı hissi oluşabileceğini belirten Dr. Öz, "Bu kasılmalar kadının kontrolü dışında oluşur. Vajinanın girişindeki kasların kasılmasının yanında vücutta bir kasılma, endişe ve panik hali olur. Kızlık zarının çok kalın olduğunu ve bu yüzden ilişkiye giremediklerini düşünen çiftler, cerrahi operasyonla buna çözüm arasalar da sorunun ortadan kalkmadığını görürler. Çiftler bu durumda iyice mutsuzluğa ve karamsarlığa kapılıp ilişkilerini yıpratmaya ve birbirlerini suçlamaya başlarlar. Ama esas olarak vajinismusun nedenleri çoğunlukla psikolojiktir ve tedavi edilebilir" dedi.
Bu sorunla karşılaşan çiftlerin bazen anestezi ile bayıltma yöntemine başvurdukları, vajina bölgesindeki kasların kasıldığı düşünülerek botoks uygulaması yapıldığı, ilaçla sakinleştirilmeye çalışıldığı, kas gevşetici ve alkol kullanıldığını, ancak bu uygulamaların yanlış olduğunu belirten Dr. Öz, "Çok kolay tedavi edilebilen bir sorun olan vajinismus bu tip yanlış bilgi ve denemelerle büyür" dedi. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Öz tedavi edilebilir bir durum olan vajinismusun çözümü ile ilgili de şunları söyledi: "Bu sorunu birçok çift yaşamaktadır. Burada problem olan şey, bu sıkıntıyı yaşayan kişinin, yalnızca kendisinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmamasıdır. Oysa ki bu problemle karşı karşıya olan kadın sayısı hem ülkemizde hem de yurt dışında oldukça fazladır. 5 ya da 10 yıl evli kalıp ilişkiye giremeyip boşanan insan sayısı da küçümsenmeyecek kadar çoktur. Nedeni ne olursa olsun eğer çiftler işbirliğine istekliyse vajinismus her zaman tedavi edilebilir. Önemli olan tedaviyi istemek ve uzman hekime başvurmaktır."
Sonbahar depresyonunun 3 belirtisi
![]() |
Sizde de bu şikayetler var mı?
Yaz mevsimi insanların rutin işlerinin azaldığı, doğanın tazelendiği, tatillerin yapıldığı bir mevsim. Bu arada gündüzler uzamış ve insanların iş sonrası kendilerine ayırabildikleri zaman da artmış oluyor. Deniz kenarları ve parklar vaktini değerlendirmek isteyenler için bekliyor. Yazın yaşanan tüm bu canlanmaya karşın sonbahar ve kış döneminde tersine bir dönem yaşanıyor. Gündüzler kısalmaya, havalar değişmeye, doğa hüzne bulanmaya başlıyor. Bu değişimden insanlar da nasibini alıyor. Bu da sonbahar depresyonuna neden oluyor.
Psikolog Ferahim Yeşilyurt, sonbahar depresyonu hakkında merak edilenleri yanıtladı:
Sonbahar gelince neden depresif oluyoruz?
İlkbahar doğanın canlanmasına, sonbahar ise canlılığını azaltmasına karşılık gelir. Bu nedenle sonbahar hüznü çağrıştırır. Havaların kötüleşmesi açık alanlardan tekrar güneşsiz kapalı alanlara gidilecek olması keyifsizlik ve mutsuzluk verebilir. Güneşli güzel günlerin artık gerilerde kaldığı, çetin kış koşullarının tekrar gelmek üzere olduğunu hatırlatır. Bu nedenle sonbahar hüzün mevsimi olarak anılır.
Güneşi az görmek, iş sorumluluklarının artması, okulların başlaması, havaların serinlemesi insanlarda birtakım ruhsal değişimlere neden olur.
Ferahim Yeşilyurt sonbahar depresyonunun en sık rastlanan belirtilerinin hüzün, yorgunluk ve enerji azlığı olduğunu belirtirken, diğer belirtileri şöyle sıraladı:
• Sabah uyanmakta güçlük çekme
• Yataktan kalkmak istememe
• Karamsarlık
• Cinsel enerjide azalma
• Çabuk sinirlenme
Depresif ruh halinden çıkmak için neler yapılmalıdır?
İyi bir tatil sonrasında yeterince dinlendiğimizi düşünmek lazım.“Bu kadar tatilden sonra yeniden yeni sorumluluklar alabilirim.” diye düşünmek lazım. Yeni planlar hazırlamakta fayda var. Yeni planlar hem bizi bir şeyler yapmak için zorlar hem de hareketlendirir. Uyku ve beslenme alışkanlıklarımızı yeniden tatil öncesine göre düzenlemek gerekir. Yeni amaçlar, hedefler oluşturmak gerekir. Yazın bazı güzellikleri olsa da sonbahar ve kış mevsiminin de benzer güzellikleri olduğu hatırlanmalı. Yazın çoğunlukla sinema ve tiyatroya gitmek istenmezken, bu dönemlerde bu faaliyetlerle ilgilenilebilir.
Gün ışığının azalması depresyonu artırıyor mu?
Güneş ışınlarının daha az olduğu kış aylarında depresif duyguların daha fazla arttığı bilinir. Hatta depresyonda “ışık tedavisi” adında bir yöntem bile vardır. Özellikle İskandinav ülkeleri gibi kış aylarının çok yoğun geçtiği bölgelerde bu tedaviden yararlanılır.
Yaz mevsimi insanların rutin işlerinin azaldığı, doğanın tazelendiği, tatillerin yapıldığı bir mevsim. Bu arada gündüzler uzamış ve insanların iş sonrası kendilerine ayırabildikleri zaman da artmış oluyor. Deniz kenarları ve parklar vaktini değerlendirmek isteyenler için bekliyor. Yazın yaşanan tüm bu canlanmaya karşın sonbahar ve kış döneminde tersine bir dönem yaşanıyor. Gündüzler kısalmaya, havalar değişmeye, doğa hüzne bulanmaya başlıyor. Bu değişimden insanlar da nasibini alıyor. Bu da sonbahar depresyonuna neden oluyor.
Psikolog Ferahim Yeşilyurt, sonbahar depresyonu hakkında merak edilenleri yanıtladı:
Sonbahar gelince neden depresif oluyoruz?
İlkbahar doğanın canlanmasına, sonbahar ise canlılığını azaltmasına karşılık gelir. Bu nedenle sonbahar hüznü çağrıştırır. Havaların kötüleşmesi açık alanlardan tekrar güneşsiz kapalı alanlara gidilecek olması keyifsizlik ve mutsuzluk verebilir. Güneşli güzel günlerin artık gerilerde kaldığı, çetin kış koşullarının tekrar gelmek üzere olduğunu hatırlatır. Bu nedenle sonbahar hüzün mevsimi olarak anılır.
Güneşi az görmek, iş sorumluluklarının artması, okulların başlaması, havaların serinlemesi insanlarda birtakım ruhsal değişimlere neden olur.
Ferahim Yeşilyurt sonbahar depresyonunun en sık rastlanan belirtilerinin hüzün, yorgunluk ve enerji azlığı olduğunu belirtirken, diğer belirtileri şöyle sıraladı:
• Sabah uyanmakta güçlük çekme
• Yataktan kalkmak istememe
• Karamsarlık
• Cinsel enerjide azalma
• Çabuk sinirlenme
Depresif ruh halinden çıkmak için neler yapılmalıdır?
İyi bir tatil sonrasında yeterince dinlendiğimizi düşünmek lazım.“Bu kadar tatilden sonra yeniden yeni sorumluluklar alabilirim.” diye düşünmek lazım. Yeni planlar hazırlamakta fayda var. Yeni planlar hem bizi bir şeyler yapmak için zorlar hem de hareketlendirir. Uyku ve beslenme alışkanlıklarımızı yeniden tatil öncesine göre düzenlemek gerekir. Yeni amaçlar, hedefler oluşturmak gerekir. Yazın bazı güzellikleri olsa da sonbahar ve kış mevsiminin de benzer güzellikleri olduğu hatırlanmalı. Yazın çoğunlukla sinema ve tiyatroya gitmek istenmezken, bu dönemlerde bu faaliyetlerle ilgilenilebilir.
Gün ışığının azalması depresyonu artırıyor mu?
Güneş ışınlarının daha az olduğu kış aylarında depresif duyguların daha fazla arttığı bilinir. Hatta depresyonda “ışık tedavisi” adında bir yöntem bile vardır. Özellikle İskandinav ülkeleri gibi kış aylarının çok yoğun geçtiği bölgelerde bu tedaviden yararlanılır.
Enerjimizi artırmak amacıyla neler önerirsiniz?
• Düzenli egzersiz yapın. Günde bir saat yürüyüş bile yeterli.
• Sağlıklı beslenmeye özen gösterin.
• Düzenli uyuyun. Aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkın.
• Güne mutlaka iyi bir kahvaltıyla başlayın.
• Arkadaşlarınıza vakit ayırın.
• İşyerinde kısa molalar verin.
• Keyif aldığınız aktiviteleri planlamaya çalışın.
Sonbahar depresyonu en çok kimlerde görünüyor?
Depresif duygu durumu, çökkünlük, kaygı ve endişe genellikle kadınlarda daha sık görülür. Bu nedenle sonbahar depresyonunun da kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz. Diğer taraftan daha önce depresyon tanısı almış kişilerde de bu dönemlerde depresyonun tekrarlama ihtimali artar. Özellikle karamsar, endişeli, özgüveni düşük kişiler bu dönemlerde daha fazla risk taşırlar.
Yiyeceklerin de ruh halimiz üzerinde etkisi var mı?
Beyaz şekerden uzak durmak gerekir. Kan şekerini hızla yükseltip düşürdükleri için halsizlik, yorgunluk hislerine neden olabilirler ya da artırabilirler. Bunun yerine şekeri doğal meyvelerden kullanmak daha iyidir. Tatlı, çikolata ve pastaların fazla tüketimi fayda sağlamaz. Diğer taraftan vitamin eksikliğine bağlı olarak da yorgunluk halsizlik hissedilebilir. Bunu gidermek için doğal ya da medikal vitaminler kullanılabilir.
Birlikte uyumak uykusuz bırakıyor
![]() |
Uyku uzmanları, çiftlerin sağlıkları ve ilişkilerinin selameti için ayrı yataklarda uyumalarını öneriyor.
Britanya'da yapılan bir araştırmaya göre, çiftler aynı yatakta uyurlarsa ortalama yüzde 50 daha fazla uyku bozukluğu çekiyorlar.
Sonuçları Britanya Bilim Festivali'nde sunulan araştırmada, çiftler aynı yatakta uyurken, içlerinden biri uykusunda hareket ederse, uyumakta olan diğerinin bundan rahatsızlık duyma olasılığının yüzde 50 olduğu görüldü. Buna karşın çiftlerin ayrı yataklarda uyumayı pek tercih etmedikleri, 40'lı ve 50'li yaşlardaki çiftlerin sadece yüzde 8'inin ayrı odalarda uyudukları tespit edildi.
Uyku uzmanı Dr. Neil Stanley, evli çiftlerin aynı yatağı paylaşmalarının, sanayi devrimiyle ve insanların kalabalık kentlerde küçük yaşama alanlarına sahip evlerde oturmaya başlamalarıyla ortaya çıkan modern bir gelenek olduğunu belirtti.
İngiltere'de Viktorya döneminden önce evli çiftlerin aynı yatağı paylaşmalarının sıkça görülmediğini, eski Roma'da da evli çiftlerin aynı yatağa sadece cinsel birliktelik için girdiklerine işaret eden Dr. Stanley, bugünün insanlarının da iyi ve kaliteli bir uyku için artık aynı şeyi yapmayı düşünmelerini önerdi.
"Mesele sizi neyin mutlu ettiği; eğer birlikte uyuyor ve ikiniz de iyi bir uyku çekiyorsanız, değiştirmeyin, ama farklı bir şey yapmaktan da çekinmeyin" diyen Dr. Stanley, iyi uyuyamamanın depresyon, kalp rahatsızlığı, felç, akciğer sorunları, trafik ve iş kazaları ile boşanma gibi sonuçlara yol açabileceğinin altını çizdi.
7 Eylül 2009 Pazartesi
Buzlu su ile zahmetsizce zayıflayın
Bugüne kadar okuduğunuz ya da uyguladığınız diyet listelerini hatırlayın. Uzmanlar özellikle ne diyordu? "Günde en az 2 litre su için!". Vücut sağlığımız için su içmeliyiz ancak amacımız kilo vermek ise sadece su yeterli değil; buzlu su içmelisiniz!Kilo vermek isteyenler gün boyunca mutlaka buzlu su, buzlu çay veya buzlu meyve suları tüketmeli. Bunun sebebi vücudunuz buzlu içeceği ısıtıp vücut derecesine çıkarabilmek için ekstradan kilo kalori yakıp enerji sağlamak zorunda kalacaktır.
“Kilo vermek için neden buzlu su içmeliyim?” diye merak edenler için cevap hemen geliyor. Buzlu su içmek; vücut sisteminizi, vücut ısınızın düşmesini engellemek için metabolizmanızı hızlandırmaya zorlar. Örneğin, 340 ml'lik bir bardakla günde 8 bardak buzlu su içiyorsanız fazladan 200 kalori yakıyorsunuz demektir. Bu da kilo vermenizi hızlandırır.
500 ml. buzlu su, kaç kalori yaktırır?- Diyelim ki buzlu suyun sıcaklığı 0 dereceye yakın,
- Vücut sıcaklığınız 37 dereceye yakın,
- 1 gram suyu 1 derece ısıtmak için harcanan enerji miktarı 1 kaloridir (kilo kalori değildir, 1 kilokalori 1000 kaloridir),
- 500 ml. suyun 473,18 gram olduğunu biliyoruz
Bu şu anlama geliyor; 500 ml buzlu suyu 37 derece sıcaklığa çıkarabilmek için vücudunuz 17,5 kilo kalori yakmak zorunda kalacaktır. Günlük ihtiyacınız olan 2000 kilo kalorilik bir diyetiniz olduğunu düşünürseniz, 17,5 kilo kalori pek fazla görünmüyor. Diyelim ki sağlık beslenme gereği, günde 8 adet 125 ml’lik bardakta buzlu su içtiniz.Vücudunuzun sadece buzlu suyu ısıtmak için gün boyunca 70 kilo kalori yaktı, bu hiçbir şey yapmadan ekstra zayıflama çalışması demek. Dengeli bir diyet ve zayıflama hareketleri ile desteklendiğinde çok rahat kilo verme hedefinize ulaşabilirsiniz.
Eğer su içmeyi sevmiyorsanız, buzlu suyu limonla tatlandırmayı deneyin. Bu arada, fazla su içmek vücudu şişirir, daha kilolu gösterir gibi yanlış bilgileri aklınızdan silip atın. Su içmek; karaciğer ve böbreklerin temizlenmesine, toksinlerin atılmasına yardımcı olan en önemli içecektir. Vücut şişkinliği az su içmekten kaynaklanır.Sadece buzlu su ile kalmıyor tabii, sıcak yaz günlerinde mutlaka bir iki bardak buzlu yeşil çay tüketmek isteyebilirsiniz. Bağışıklık sistemimizi koruyabilecek en etkili destek antioksidanlardır. Bu nedenle güneş yükseldikçe antioksidanların sağlığımız için önemi artar. Yeşil çay içindeki flavonoidler (antioksidan) sayesinde yaşlanmanın etkilerini yavaşlatırken, buzlu tükettiğiniz için ekstra kalori de yakma fırsatı bulursunuz. Aşk-ı Memnu'nun Nihali'nden güzellik sırları
Dizide sizi upuzun ve dümdüz saçlarınızla gördük bir süre. Yeni dönemde Nihal'in görünümünde bazı değişiklikler olacak mı?
Evet. Artık Nihal büyüyor, daha kadınsı giyinmeye, makyaj yapmaya başlıyor. Eskiden sette saçımın ve makyajımın yapılması yarım saat sürerdi. Sadece fondöten ve biraz allık sürülürdü. Şimdi far sürülüyor, bol maskara uygulanıyor ve hazırlanmam daha çok vakit alıyor.
Nihal'le aranızda ne gibi benzerlikler var?
Aslında ikimiz de aynı yaştayız ve üniversiteye hazırlık sürecini de aynı dönemde yaşadık. Bunun dışında pek benzediğimizi söyleyemem. Ben Nihal kadar hanım hanımcık değilim. Tarzımız çok farklı. Farklı renkleri denemekten, kendimde değişiklik yapmaktan hoşlanıyorum.
Daha çok gençsiniz; cildiniz ise pürüzsüz görünüyor. Onu bu şekilde korumak için neler yapıyorsunuz?
Temizliğine çok önem veriyorum. T bölgesi yağlı ama sivilce problemi yaşamadım. The Body Shop'un ürünleriyle cilt bakımı yapıyorum. Haftada bir peeling de yaparım. Gül suyunu tonik yerine kullanıyorum. Bu annemden öğrendiğim bir güzellik tüyosu. Cildi gerçekten yumuşatıyor ve canlandırıyor.
Saçınız için de bakım uyguluyor musunuz?
Saçlarım ne yazık ki kötü bir boya denemesinden sonra çok yıprandı. Kuaföre gittiğimde BC Bonacure'ün kolajen balsamı uygulanıyor. Ben de evde, Lush'ın yıpranmış saçlara özel tarçınlı bakımını kullanıyorum. Gerçekten çok iyi geliyor.
Saçlarınızda değişiklik yapmaya karşı mısınız?
Çok severim fakat şu an dizi nedeniyle yapamıyorum. Bana kalsa hemen gidip turuncuya boyatabilirim ki bu deliliği daha önce yapmışlığım var. Bir ara uçlarımı yeşile ve turuncuya boyatmıştım.
Makyaj konusunda da bu kadar cesur musunuz?
Makyajı çok seviyorum fakat sette sürekli makyaj yapıldığı için normal hayatımda sadece allık ve maskara kullanıyorum. Eskiden daha çok, simsiyah bir göz makyajı yapar ve siyah kıyafetler giyerdim. Ama artık renklerle oynamayı seviyorum. Mesela geçen gün M.A.C.'ten sarı bir far aldım. Bir de pembe pantalon...
En sevdiğiniz parfüm nedir?
O kadar çok var ki! Bir parfümeriye girdiğimde hemen yeni çıkan kokulara yönelirim. Gündüz başka, gece başka tercih ediyorum. D&G Light Blue, Diesel Unlimited Fuel For Life, Dior Midnight Poison ve The Body Shop White Musk bugünlerde kullandıklarımdan sadece birkaçı.
3 Eylül 2009 Perşembe
Son derece etkili 50 aşk tüyosu!
| Her şeyin bir yolu var! |
1. Onu birileriyle tanıştırırken, gurur duyduğu bir yeteneğini veya ilgi alanını öne çıkarın.
2. Sevdiğiniz keyifli kaçamakları yapabileceğiniz bir özel gün yaratın.
3. Her zaman kullandığınız vücut parfümünüzü daha oryantal esintilere sahip misk, amber, gardenya içerikli bir vücut parfümü ile değiştirin.
4. Size sarılarak yatmasını beklemek yerine siz ona sarılın.
5. Keyifsiz olduğunu hissettiğinizde, ona en sevdiği atıştırmalıkları hazırlayın. Bu davranışınız hem ona ilginizi gösterecek, hem de ihtiyaç duyacağı ortamı sağlayacaktır.
6. Masaj yapın. Bu sinir uçlarını rahatlatacak ve keyifle kendinden geçmesini sağlayacaktır.
GÖMLEK İYİ BİR HEDİYE
7. Onun tarzına müdahale gibi görünecek bir hediye olan gömlek yerine, ilgi alanına yönelik daha erkeksi objeler alarak onu şaşırtın.
8. Seçtiği şaraba iltifat edin. Zevkini övmeniz hoşuna gidecektir.
9. En sevdiği beş filmi DVD arşivinize ekleyin.
10. Sevgilinizin kullandığı ürünlerin deneme boylarından alın.
11. Sıradan bir sarılmaya, "Çok güzel kokuyorsun" diyerek fark katın.
12. Sıcak bir yaz gününde buz gibi biranın keyfini göz ardı etmeyin.
13. Buharlanmış banyo aynasına, "Duygularımı ısıtıp beni buharlaştırıyorsun" gibi komik bir mesaj yazın.
14. İşte önemli bir sunum ya da proje bitirdiği günün akşamı onun için bir kutlama yemeği hazırlayın.
15. Birlikte sıradan bir gün geçirdiğinizde, evde video oyunları oynarken veya öylesine takılırken, üzerinizde tişörtünüz ve çamaşırlarınızla olmaktan çekinmeyin.
16. Arkadaşlarınızın olduğu ortamda onunla buluştuğunuzda, kimseye hissettirmeden poposuna küçük bir şaplak atın. Arkadaşları görmeyecektir ama bu mesaj onu görmekten ne kadar mutlu olduğunuzu ona hissettirecektir.
17. Kendinize bir bardak kahve alırken, bir bardak da ona hazırlayın.
18. En sevdiği video oyununun bir üst versiyonunu alın.
19. Başını okşayın, parmak uçlarınız yavaşça boynundan yukarı doğru çıkarken başını avucunuzun içine alın. Genelde unutulan bu bölgeyi uyarmak tek kelimeyle muhteşem bir his uyandıracaktır.
20. Şipşak fotoğraf çeken kulübelerden birinde, buzdolabının üzerine koyması için komik, cüzdanı için de seksi fotoğraf çektirin.
21. İşteki e-posta adresine bir kart gönderin; ister duygusal bir not, ister komik bir mesaj yazın. İnternet ifadeleri işe yarayacaktır.
22. Stresli olduğunu hissettiğiniz zaman doğaya kaçış planları yapın.
23. Mutfak dolabınızda onun da sevdiği atıştırmalıklara yer açın.
24. Domates yetiştirmek, lamba tamir etmek, dart atmak gibi ondan öğrendiğiniz bir meziyeti her fırsatta öne çıkarın ve sevgilinizi övün.
25. Köpeğine hediye alarak, onu ne kadar önemsediğinizi hissettirin.
BİLGİSAYARINA SÜRPİZ
26. Eğer erkek arkadaşınız ile aynı bilgisayarı paylaşıyorsanız, arada karşısına sürpriz bir mesaj çıkması için bilgisayarı ayarlayın.
27. Hediye olarak bir boxer alın ve içine "Bu akşam bunu çok uzun süre giyemeyeceksin" gibi esprili bir mesaj yerleştirin.
28. Tuttuğu takımın önemli bir kupayı aldığı maçın DVD'sini alın.
29. Üst bacağınızın iç bölümüne, kalp içinde adı yazan dövme yaptırın.
30. Bir yerde tam yanınıza oturacağı sırada, ona doğru iyice sokulun.
31. Bir partide veya gece kulübündeyken sizi kurtarmasını istediğinizi ona anlatacak gizli mesaj yaratın.
32. Bir tatilde içmiş olduğunuz özel bir kokteyli, yine özel bir fırsat yaratıp hazırlayın. Kadehleri tokuşturun ve anıları tazeleyin.
33. En sevdiği eski tişörtlerinden birini giyin ve ona şirinlikler yapın.
34. İster koltukta film izlerken, ister bahçede otururken onunla flört edin, baştan çıkaracak oyunlar yapın.
35. Eğer sesiniz güzelse, bir karaoke barda en sevdiği şarkılarla ona sürpriz yapabilirsiniz.
36.Üzerinde tuttuğu takımın logosu olan çamaşırlar giyin
37. Lüks bir tatil programının internet adresini, "Zengin ve ünlü olduğumuz zaman yapacağımız tatillerin listesinin başına burayı koyuyorum" gibi esprili bir mesajla yollayın.
38. 'Öpüştüğümüz mekanlar', 'sıkıcı insanlar', 'kızartması yapılabilecek yiyecekler' gibi konularda kendi listelerinizi hazırlayın.
39. Güneşten ıstakoza döndüğünde aloe veralı bir losyon ile acısını azaltıp onu biraz şımartmaya çalışın.
40. Birlikte televizyon seyrederken sırtını kaşıyın, saçlarını okşayın.
41. Bir sonraki hediyesini, onun neyi sevdiğini bildiğinizi gösterecek başka bir şeyin ambalajını yeniden değerlendirerek paketleyin.
42. Birlikte mezuniyet resimlerinize bakıp kahkahalar atın.
43. Eğer bir akşam programını siz organize ettiyseniz, gün içerisinde ona çeşitli resimli mesajlar göndererek program hakkında ipuçları verin, hazırlandığınızı ona hissettirin.
44. Patronu veya ofisten iş arkadaşı bir kadın için hediye alma stresine girdiyse, yardım teklif edin.
45. Arkadaşlarınızla dışarıya çıktığınızda, kulağına fısıldayarak bir şeyler söyleyin. Bu özel konuşma, ona ikiniz arasında olabilecek başka özel şeyleri de düşündürecektir.
ONA ÖZEL SOSLAR ALIN
46. Okuduğunuz sıradan bir kitaptan seveceği bir pasajı yüksek sesle okumaya başlayın.
47. Çocukken yaptığı küçük kaçamakları canlandırın. Güzel bir yaz akşamında arka bahçenizde çadır kurun veya uyku tulumlarınızı alın ve yıldızların altında uyumaya gidin.
48. Seyahate gidiyorsa, çaktırmadan el çantasına en sevdiği atıştırmalıklardan koyun.
49. Eğer sevgiliniz, mangal yapmayı seviyorsa kullanması için özel soslar alın. Barbekü sosunu kendisi hazırlamak istiyorsa o zaman farklı malzemeler de alabilirsiniz.
50. En azından ayda bir günbatımının keyfini süreceğiniz bir program yapın. Birlikte günbatımı seyretmek her zaman seksi ve kişileri birbirine yaklaştıran bir aktivitedir.
Etiketler:
aşk acısı tedavisi,
aşk hakkında,
aşk oyunları,
sevgililer için hediyeler
1 Eylül 2009 Salı
Sabah ağrılarla uyananlar dikkat!
'Her tarafım ağrıyor, gece uyumama rağmen yorgun kalkıyorum' mu diyorsunuz?
'Her tarafım ağrıyor, gece uyumama rağmen yorgun kalkıyorum' diyorsanız fibromiyalji denilen özel tipte bir romatizmal hastalığınız olabilir. Bu hastalıkta şikâyetler yağmurla birlikte artıyor
Yorgunluk, halsizlik. Eklem çevrelerinde şişlik. Yağmurla birlikte artan ve sebebi belirlenemeyen ağrıların ardında fibromiyalji adı verilen bir rotamizmal hastalık olabilir. Prof. Dr. Murat İnanç anlattı:
Nedeni tam olarak belirlenmemiş yaygın ağrıların romatizmayla ilişkisi olabilir mi?
Nedeni bilinmeyen yaygın ağrılara fibromiyalji sendromu diyoruz. Fibromiyalji tıbbın uzun süredir uğraştığı, hâlâ tam çözemediği sık görülen bir sorun. Bazı bilim adamları fibromiyaljinin bir hastalık olarak tanımlanacak özelliklere sahip olmadığını ve birbiriyle ilgisi olmayan belirtilerden ibaret olduğunu ileri sürüyor. Gerçekten de yaygın ağrılardan şikayet eden kişilerde yapılan ayrıntılı incelemelerde bu ağrıya neden olabilecek organlarla, dokularla ilgili bir anormalliğe rastlanmıyor. Ama bu kişilerde yaygın ağrılarla birlikte sebebi açıklanamayan yorgunluk, uyku bozuklukları, sindirim sistemiyle ilgili şikâyetler bulunuyor. Aynı zamanda ruhsal gerilim veya baskı yaratan faktörlerin olduğu görülüyor. Önceki yıllarda bu durum psikojenik romatizma veya fibrozit adıyla inceleniyordu. Son yıllarda benzer tablolar fibromiyalji ana başlığı altında toplanıyor. İltihaplı romatizmal hastalıkları olanlarda da fibromiyalji ek bir sorun olarak ortaya çıkabiliyor.
Kimlerde daha sık görülür?
Fibromiyalji sıklıkla orta yaş dönemindeki kadınlarda gündeme gelir. Çocuklarda ve yaşlılarda daha nadirdir. Fibromiyaljiyi gösteren kesin bir test yok. Ayrıca belirtilerin çok çeşitli olması nedeniyle toplumdaki sıklığını ortaya çıkarmak zor. Yapılan araştırmalar hastaların yüzde 90 kadın olduğunu ve erişkin kadınların yüzde 5-10'unda bu tip şikâyetler bulunduğunu ortaya koyuyor. Erkeklerde sıklığı yüzde 5'in altında.
Belirtileri nelerdir?
Hastalar boyun, sırt, bacaklar gibi kas-iskelet sisteminin çeşitli bölgelerinde yaygın ağrılardan şikâyet eder. Bir hekim tarafından değerlendirildiğinde hastalarda herhangi bir doku, organ hasarı, belli bir romatizma ya da romatizma dışı hastalık saptanamaz. Yapılan muayenede yaygın ağrıya ek olarak belli bölgelerde kasların hassas olduğu saptanır.
Bu hastalarda ayrıca sabahları kısa süren eklemleri hareket ettirme güçlüğü bulunabilir. Hastalar genellikle eklem ve çevrelerinde şişlikten şikâyet eder. Ancak hekimler muayenede objektif olarak şişliği saptayamaz. Yağmurlu hava gibi hava değişiklikleri de hastanın şikâyetlerinde artışa yol açabilir.
Başka ne tür sorunlar olur?
Ağrılar dışında en sık yorgunluk, halsizlik ve uyku bozukluları görülüyor. Uykusuzluk, yeterli ya da dinlendirici uyuyamama sıktır. Bazı hastalarda bu durum uyku sırasında görülen solunum sorunlarına bağlı olabilir.
Ek olarak hastalarda migren ve gerilim tipi baş ağrıları, bağırsak bozuklukları, adet dönemlerinde sorunlar, sık idrara çıkma, el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, ellerde morarma gibi şikâyetler görülebilir. Hastalar soğuk, nem gibi hava şartlarına daha duyarlı olabilir. Şikayetleri dağınık ve birbiriyle ilişkisiz gibi olduğundan hastalar çeşitli uzmanlık dallarından hekimlere başvurabilir. Maalesef bu hastalarda şikâyetlerin nedenini aydınlatmak için çok sayıda kan tetkiki ve görüntüleme yöntemleri istenir. Fakat genellikle bir sonuç elde edilemez. Öte yandan her türlü şikâyetin fibromiyaljiye bağlanması durumunda da yeni ortaya çıkan hastalıklar gözden kaçabilir ve hasta hekime başvurmaktan kaçınabilir.
Ateşli hastalık ve stres
Sebepleri nedir?
Müzmin birçok sağlık sorununda olduğu gibi fibromiyaljide de kalıtsal faktörlerin rolü var. Ailede benzer ağrıları olan bireylerin bulunması fibromiyalji gelişme riskini artırıyor. Vücudumuzda ağrı özel mekanizmalarla iletilir. Fibromiyalji tanısı konan hastalarda ağrı iletimiyle ilgili mekanizmaların bozuk olduğundan şüpheleniliyor. Ayrıntıları tam açıklığa kavuşturulamadı ama beyin, hormonlar, kaslar ve çevre sinir sistemindeki bozuklukların yaygın ağrı tablosunun gelişmesine katkıda bulunduğu düşünülüyor. Hastalar genellikle şikâyetlerinin başlangıcında ateşli bir hastalık, ameliyat, kaza gibi travma veya yaşamlarında stres yaratan önemli bir olayın etkili olduğunu ifade ediyor.
Nedensiz ağrılar üzerinde stresin nasıl bir rolü var?
Fibromiyalji teşhisi konan hastaların önemli bir bölümünde stres yaratan faktörler ön plandadır. Bazen hastalığın başlangıcı hastada şiddetli stres yaratan bir olayla ilişkilendirilebilir. Örneğin ailede bir kayıp, kaza bu rahatsızlıkta etkili olabilir. Hastaların bir bölümünde endişe ve depresyon çeşitli derecelerde saptanabilir. Tabii bu durum yaygın ağrıların nedeni değil sonucu olarak da ortaya çıkmış olabilir. Yapılan araştırmalar psikolojik sıkıntıları olan hastaların oranının hekime başvuran hastalarda daha yüksek olduğunu gösteriyor. Hekimler fibromiyalji düşündükleri hastaları incelerken psikiyatri uzmanlarına danışmaları gerekip gerekmediğini de değerlendirirler.
Nasıl teşhis edilir?
Fibromiyalji teşhisi hekimin klinik değerlendirmesiyle konur. Hastadaki belirtilere ve ağrının dağılım ve yerine göre ek tetkikler yapılması gerekir. Kural olarak yapılan tetkiklerin fiziksel bir hasar göstermemesi ve normal olması lazım.
Tedavisi nasıl yapılır?
Hastalığı kolayca ve kısa sürede ortadan kaldıran bir ilaç ya da tedavi yöntemi yok. Tedavide depresyon ilaçlarının, kas gevşeticilerin ve endişeyi azaltan ilaçların yararı olabiliyor. Ağrı kesicilerden de yararlanılabilir. Sinir sistemini etkileyen ilaçlar üzerinde çalışmalar sürüyor. Sonuçları kanıtlanamamış olmakla birlikte meditasyon, masaj ve diyetten yararlanan hastalar da var. Bazı hastalar davranış terapilerinden yarar görebilir. Kullanılan yöntemler içinde fibromiyaljisi olan hastalarda en yararlı tedavi yönteminin uygun ve sürdürülebilen bir egzersiz programı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle aerobik egzersiz yöntemleri tercih edilmeli. Hastalıkla ilgili kötümser tavırlar tedavi sonuçları üzerinde olumsuz etki yapıyor. Bu nedenle hastanın fibromiyalji ile ilgili yeteri kadar bilgi edinmesi ve ağrıların temelinde organ ve dokularında kalıcı bir hasar olmadığını kavraması çok önemli.
Üç aydan uzun süren bel ağrısına dikkat!
Deprem uzmanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara ve merhum tiyatro sanatçısı Suna Pekuysal'ın hastalığı olarak bilinen ankilozan spondilit'in en önemli belirtisi belin alt tarafında ortaya çıkan ağrı.
Prof. Dr. Murat İnanç hastalıkla ilgili merak edilenleri anlattı:
Ankilozan spondilit nedir?
Müzmin ve ilerleyici iltihaplı bir romatizmal hastalıktır. Ankilozan, Yunanca bükülmüş eklemin hareketsiz kalışını tanımlar. Spondilit ise omurganın iltihabı anlamına gelir. Hastalığın başlangıç yaşı genellikle 15-30 arasındadır. Fakat daha erken ya da geç başlaması da mümkün.
Erkeklerde daha mı sık görülüyor?
Evet, ankilozan spondilit (AS) erkeklerde iki-üç kat daha fazladır. Kadınlarda hastalığın belirtileri daha siliktir. AS göz, akciğer, kalp, böbreği de etkileyebilir.
Belirtileri nelerdir?
Sürekli bel ağrısı ve tutukluk AS 'nin en önemli belirtisi. Toplumda bel ağrısı olan hastalar incelendiğinde bunların önemli bir bölümünde uzun süreli tedavi gerektirecek bir hastalık bulunmayabilir. Fakat AS'de bel ağrısı çok önemli özellikler gösterir. İltihaplı hastalık olduğunu gösteren bu özellikler şunlar: Bel ağrısının üç aydan uzun süredir devam etmesi, genç yaşta ortaya çıkması, sabahları şiddetli tutuklukla birlikte olması, hareketle ve günlük aktivitelerle azalması, başlangıcının sinsi olması ve omurgada hareket kısıtlılığı hatta derin nefes alma güçlükle birlikte olması. Topuk bölgesinde uzun süren ağrıların olması.
Neden ortaya çıkar?
Kalıtsal bir yatkınlıktan söz edilebilir. Hastaların yaklaşık yüzde 20'sinde ailede başka bir hasta veya hastalar bulunuyor.
Nasıl teşhis edilir?
Kan testleri yapılarak kanda iltihapla ilgili tetkiklerde bozulma saptanır. Görüntüleme yöntemleriyle hastalığın yaptığı değişiklikler ortaya konabilir. Radyografiler uzun süredir hastalığı devam eden hastalarda genellikle yeterli olur. Hastalığın erken dönemlerinde manyetik rezonans ile görüntüleme erken tanı ve hastalığın tutuğu bölgelerin gösterilmesinde yararlıdır. Gereken hastalarda HLA-B27 testi ile kalıtsal yatkınlık ortaya konabilir.
Tedavisi nasıl yapılır?
AS tedavisinde hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yok. Ancak günümüzde düzenli ilaç tedavilerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı yönündeki veriler artıyor. Buna ek olarak standart ilaçlara yanıt vermeyenlerde uygulanabilecek yeni ilaçlar (biyolojik ilaçlar) üretildi. AS'li hastanın hastalığıyla ilgili bilgilendirilmesi gerekir. Hastanın ilaçların tedavideki rolünü ve düzenli egzersizin önemini kavraması bu yöntemlerin sürdürülebilmesi için şart. AS tedavisinde hemen her hastada anti-inflamatuar ilaçların kullanılması gerekiyor. Bu ilaçların uzun süre kullanımında istenmeyen etkilerin izlenmesi çok önemli. Bu ilaçlar hastaların özellikle sabahları daha ağrısız ve kolay hareket etmelerini sağlar. Anti-inflamatuarın yanında kas gevşetici de verilebilir. İltihap belirtilerinin güçlü olduğu hastalarda sulfasalazin, metotreksat gibi uzun dönemde etkili olabilecek ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatan ilaçlar kullanılabilir. Hekim gerek gördüğünde kısa veya uzun dönem kortikosteroid (kortizon) içeren ilaçları tedavide uygulayabilir. Gerekirse romatoloji merkezlerinde biyolojik ilaçlar uygulanır.
'Her tarafım ağrıyor, gece uyumama rağmen yorgun kalkıyorum' diyorsanız fibromiyalji denilen özel tipte bir romatizmal hastalığınız olabilir. Bu hastalıkta şikâyetler yağmurla birlikte artıyor
Yorgunluk, halsizlik. Eklem çevrelerinde şişlik. Yağmurla birlikte artan ve sebebi belirlenemeyen ağrıların ardında fibromiyalji adı verilen bir rotamizmal hastalık olabilir. Prof. Dr. Murat İnanç anlattı:
Nedeni tam olarak belirlenmemiş yaygın ağrıların romatizmayla ilişkisi olabilir mi?
Nedeni bilinmeyen yaygın ağrılara fibromiyalji sendromu diyoruz. Fibromiyalji tıbbın uzun süredir uğraştığı, hâlâ tam çözemediği sık görülen bir sorun. Bazı bilim adamları fibromiyaljinin bir hastalık olarak tanımlanacak özelliklere sahip olmadığını ve birbiriyle ilgisi olmayan belirtilerden ibaret olduğunu ileri sürüyor. Gerçekten de yaygın ağrılardan şikayet eden kişilerde yapılan ayrıntılı incelemelerde bu ağrıya neden olabilecek organlarla, dokularla ilgili bir anormalliğe rastlanmıyor. Ama bu kişilerde yaygın ağrılarla birlikte sebebi açıklanamayan yorgunluk, uyku bozuklukları, sindirim sistemiyle ilgili şikâyetler bulunuyor. Aynı zamanda ruhsal gerilim veya baskı yaratan faktörlerin olduğu görülüyor. Önceki yıllarda bu durum psikojenik romatizma veya fibrozit adıyla inceleniyordu. Son yıllarda benzer tablolar fibromiyalji ana başlığı altında toplanıyor. İltihaplı romatizmal hastalıkları olanlarda da fibromiyalji ek bir sorun olarak ortaya çıkabiliyor.
Kimlerde daha sık görülür?
Fibromiyalji sıklıkla orta yaş dönemindeki kadınlarda gündeme gelir. Çocuklarda ve yaşlılarda daha nadirdir. Fibromiyaljiyi gösteren kesin bir test yok. Ayrıca belirtilerin çok çeşitli olması nedeniyle toplumdaki sıklığını ortaya çıkarmak zor. Yapılan araştırmalar hastaların yüzde 90 kadın olduğunu ve erişkin kadınların yüzde 5-10'unda bu tip şikâyetler bulunduğunu ortaya koyuyor. Erkeklerde sıklığı yüzde 5'in altında.
Belirtileri nelerdir?
Hastalar boyun, sırt, bacaklar gibi kas-iskelet sisteminin çeşitli bölgelerinde yaygın ağrılardan şikâyet eder. Bir hekim tarafından değerlendirildiğinde hastalarda herhangi bir doku, organ hasarı, belli bir romatizma ya da romatizma dışı hastalık saptanamaz. Yapılan muayenede yaygın ağrıya ek olarak belli bölgelerde kasların hassas olduğu saptanır.
Bu hastalarda ayrıca sabahları kısa süren eklemleri hareket ettirme güçlüğü bulunabilir. Hastalar genellikle eklem ve çevrelerinde şişlikten şikâyet eder. Ancak hekimler muayenede objektif olarak şişliği saptayamaz. Yağmurlu hava gibi hava değişiklikleri de hastanın şikâyetlerinde artışa yol açabilir.
Başka ne tür sorunlar olur?
Ağrılar dışında en sık yorgunluk, halsizlik ve uyku bozukluları görülüyor. Uykusuzluk, yeterli ya da dinlendirici uyuyamama sıktır. Bazı hastalarda bu durum uyku sırasında görülen solunum sorunlarına bağlı olabilir.
Ek olarak hastalarda migren ve gerilim tipi baş ağrıları, bağırsak bozuklukları, adet dönemlerinde sorunlar, sık idrara çıkma, el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, ellerde morarma gibi şikâyetler görülebilir. Hastalar soğuk, nem gibi hava şartlarına daha duyarlı olabilir. Şikayetleri dağınık ve birbiriyle ilişkisiz gibi olduğundan hastalar çeşitli uzmanlık dallarından hekimlere başvurabilir. Maalesef bu hastalarda şikâyetlerin nedenini aydınlatmak için çok sayıda kan tetkiki ve görüntüleme yöntemleri istenir. Fakat genellikle bir sonuç elde edilemez. Öte yandan her türlü şikâyetin fibromiyaljiye bağlanması durumunda da yeni ortaya çıkan hastalıklar gözden kaçabilir ve hasta hekime başvurmaktan kaçınabilir.
Ateşli hastalık ve stres
Sebepleri nedir?
Müzmin birçok sağlık sorununda olduğu gibi fibromiyaljide de kalıtsal faktörlerin rolü var. Ailede benzer ağrıları olan bireylerin bulunması fibromiyalji gelişme riskini artırıyor. Vücudumuzda ağrı özel mekanizmalarla iletilir. Fibromiyalji tanısı konan hastalarda ağrı iletimiyle ilgili mekanizmaların bozuk olduğundan şüpheleniliyor. Ayrıntıları tam açıklığa kavuşturulamadı ama beyin, hormonlar, kaslar ve çevre sinir sistemindeki bozuklukların yaygın ağrı tablosunun gelişmesine katkıda bulunduğu düşünülüyor. Hastalar genellikle şikâyetlerinin başlangıcında ateşli bir hastalık, ameliyat, kaza gibi travma veya yaşamlarında stres yaratan önemli bir olayın etkili olduğunu ifade ediyor.
Nedensiz ağrılar üzerinde stresin nasıl bir rolü var?
Fibromiyalji teşhisi konan hastaların önemli bir bölümünde stres yaratan faktörler ön plandadır. Bazen hastalığın başlangıcı hastada şiddetli stres yaratan bir olayla ilişkilendirilebilir. Örneğin ailede bir kayıp, kaza bu rahatsızlıkta etkili olabilir. Hastaların bir bölümünde endişe ve depresyon çeşitli derecelerde saptanabilir. Tabii bu durum yaygın ağrıların nedeni değil sonucu olarak da ortaya çıkmış olabilir. Yapılan araştırmalar psikolojik sıkıntıları olan hastaların oranının hekime başvuran hastalarda daha yüksek olduğunu gösteriyor. Hekimler fibromiyalji düşündükleri hastaları incelerken psikiyatri uzmanlarına danışmaları gerekip gerekmediğini de değerlendirirler.
Nasıl teşhis edilir?
Fibromiyalji teşhisi hekimin klinik değerlendirmesiyle konur. Hastadaki belirtilere ve ağrının dağılım ve yerine göre ek tetkikler yapılması gerekir. Kural olarak yapılan tetkiklerin fiziksel bir hasar göstermemesi ve normal olması lazım.
Tedavisi nasıl yapılır?
Hastalığı kolayca ve kısa sürede ortadan kaldıran bir ilaç ya da tedavi yöntemi yok. Tedavide depresyon ilaçlarının, kas gevşeticilerin ve endişeyi azaltan ilaçların yararı olabiliyor. Ağrı kesicilerden de yararlanılabilir. Sinir sistemini etkileyen ilaçlar üzerinde çalışmalar sürüyor. Sonuçları kanıtlanamamış olmakla birlikte meditasyon, masaj ve diyetten yararlanan hastalar da var. Bazı hastalar davranış terapilerinden yarar görebilir. Kullanılan yöntemler içinde fibromiyaljisi olan hastalarda en yararlı tedavi yönteminin uygun ve sürdürülebilen bir egzersiz programı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle aerobik egzersiz yöntemleri tercih edilmeli. Hastalıkla ilgili kötümser tavırlar tedavi sonuçları üzerinde olumsuz etki yapıyor. Bu nedenle hastanın fibromiyalji ile ilgili yeteri kadar bilgi edinmesi ve ağrıların temelinde organ ve dokularında kalıcı bir hasar olmadığını kavraması çok önemli.
Üç aydan uzun süren bel ağrısına dikkat!
Deprem uzmanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara ve merhum tiyatro sanatçısı Suna Pekuysal'ın hastalığı olarak bilinen ankilozan spondilit'in en önemli belirtisi belin alt tarafında ortaya çıkan ağrı.
Prof. Dr. Murat İnanç hastalıkla ilgili merak edilenleri anlattı:
Ankilozan spondilit nedir?
Müzmin ve ilerleyici iltihaplı bir romatizmal hastalıktır. Ankilozan, Yunanca bükülmüş eklemin hareketsiz kalışını tanımlar. Spondilit ise omurganın iltihabı anlamına gelir. Hastalığın başlangıç yaşı genellikle 15-30 arasındadır. Fakat daha erken ya da geç başlaması da mümkün.
Erkeklerde daha mı sık görülüyor?
Evet, ankilozan spondilit (AS) erkeklerde iki-üç kat daha fazladır. Kadınlarda hastalığın belirtileri daha siliktir. AS göz, akciğer, kalp, böbreği de etkileyebilir.
Belirtileri nelerdir?
Sürekli bel ağrısı ve tutukluk AS 'nin en önemli belirtisi. Toplumda bel ağrısı olan hastalar incelendiğinde bunların önemli bir bölümünde uzun süreli tedavi gerektirecek bir hastalık bulunmayabilir. Fakat AS'de bel ağrısı çok önemli özellikler gösterir. İltihaplı hastalık olduğunu gösteren bu özellikler şunlar: Bel ağrısının üç aydan uzun süredir devam etmesi, genç yaşta ortaya çıkması, sabahları şiddetli tutuklukla birlikte olması, hareketle ve günlük aktivitelerle azalması, başlangıcının sinsi olması ve omurgada hareket kısıtlılığı hatta derin nefes alma güçlükle birlikte olması. Topuk bölgesinde uzun süren ağrıların olması.
Neden ortaya çıkar?
Kalıtsal bir yatkınlıktan söz edilebilir. Hastaların yaklaşık yüzde 20'sinde ailede başka bir hasta veya hastalar bulunuyor.
Nasıl teşhis edilir?
Kan testleri yapılarak kanda iltihapla ilgili tetkiklerde bozulma saptanır. Görüntüleme yöntemleriyle hastalığın yaptığı değişiklikler ortaya konabilir. Radyografiler uzun süredir hastalığı devam eden hastalarda genellikle yeterli olur. Hastalığın erken dönemlerinde manyetik rezonans ile görüntüleme erken tanı ve hastalığın tutuğu bölgelerin gösterilmesinde yararlıdır. Gereken hastalarda HLA-B27 testi ile kalıtsal yatkınlık ortaya konabilir.
Tedavisi nasıl yapılır?
AS tedavisinde hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yok. Ancak günümüzde düzenli ilaç tedavilerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı yönündeki veriler artıyor. Buna ek olarak standart ilaçlara yanıt vermeyenlerde uygulanabilecek yeni ilaçlar (biyolojik ilaçlar) üretildi. AS'li hastanın hastalığıyla ilgili bilgilendirilmesi gerekir. Hastanın ilaçların tedavideki rolünü ve düzenli egzersizin önemini kavraması bu yöntemlerin sürdürülebilmesi için şart. AS tedavisinde hemen her hastada anti-inflamatuar ilaçların kullanılması gerekiyor. Bu ilaçların uzun süre kullanımında istenmeyen etkilerin izlenmesi çok önemli. Bu ilaçlar hastaların özellikle sabahları daha ağrısız ve kolay hareket etmelerini sağlar. Anti-inflamatuarın yanında kas gevşetici de verilebilir. İltihap belirtilerinin güçlü olduğu hastalarda sulfasalazin, metotreksat gibi uzun dönemde etkili olabilecek ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatan ilaçlar kullanılabilir. Hekim gerek gördüğünde kısa veya uzun dönem kortikosteroid (kortizon) içeren ilaçları tedavide uygulayabilir. Gerekirse romatoloji merkezlerinde biyolojik ilaçlar uygulanır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





